Festival Habercisi – 6 , Minimini Fest… / Büçkün Canatik

 Bu yazı 15 Eylül tarihinde Yeşil Gazete'de yayımlanmıştır.

Bir festival ne zaman bu kadar güzel olabilir sorusunun cevabını buldum sanırım. Hem öyle uzun uzun günlere ihtiyaç olmadan tadında, yerinde ve zamanında.

Sansasyon yaratan kocaman organizasyonlara inat minik kendi halinde olması gereken her şeyi içinde barındıran, bu barındırma içinde kendi kendini kasmayan müthiş bir paylaşım.

Nerden başlasam bu güzelliği nasıl anlatsam? Peki, önce bir festivalde alan seçiminin öneminden bahsedelim. Olympos akıllıca bir tercih olmakla organizatörleri de insanları da rahatlatmış. Kamp yapmak denen fiil yerini bulmuş. Elbette gün içinde Olympos’un sahip olduğu mistik hava sizi an be an festival moduna daha da yaklaştırmakta ve dinlenmiş bir ruh ile müziğin sonsuzluğuna kendinizi kaptırabilmektesiniz. Bu da size tadından yenmez bir haz yaşatmakta. Sadece iki gün olmasına rağmen sizde hiçbir eksiklik bırakmamakta. Öncelikle Olympos’u henüz keşfedememiş arkadaşlarımızın gözünde bir resim oluşturmak adına bu doğa harikası yeri tarif etmeye çalışayım. Uzun uzun yolları devirdikten sonra kocaman bir dağın yamacından aşağıya iniyorsunuz. Yolun uzunluğundan şikâyet etmeye başlayacağınız anda karşı karşıya kaldığınız manzara kelimeleri boğazınıza diziyor. Muhteşem bir yeşillik içerinde tarihin izleriyle bütünleşmiş bir liman şehri. Kışın dere yatağı olmasına rağmen yazın tam bir cennet. Pansiyonların ard arda dizimi sizi kumsala doğru yönlendirmekte ve kumsala giderken sizlere ırmak misali bir tatlı su eşlik etmekte.. Ve sahile ulaştığınızda zaten bu şehrin kalıntılarını mecburen görmüş olmanız ayrı bir avantaj oluyor.. Belki de hayatınızda görmediğiniz mavilikte ve durulukta bir deniz size merhaba diyor. Uçsuz bucaksız bir sahil ve mavi ile yeşilin dansı… 



Ağaç evlerde konaklama imkânının yanında çadırlarımız içinde uygun yerler mevcut. Ve çardakta insanlarla beraber yemek yemek hamaktan düşmek gibi zevkleri yaşayabileceğiniz ilkele yakın bir köy aslında. Fiyatlar tamda olması gerektiği kadar… Herkesin her şeyi giyebileceği kadar anarşist kimsenin kimseyi yadırgamayacağı kadar şaşılası bir yer. Geçmiş senelere oranla ziyaretçi kitlesi değişmiş ama kimseye zararı olmayacak kadar. Yaş ortalaması 30 civarı denilebilir. Dolayısıyla da öğrenci yoğunluğundan söz edemeyiz. Genel kitle İşinde gücünde olup kafa sallamaktan vazgeçmeyen çocuklar denilebilir -ki bunu zaten Türkiye’nin en oturmuş gruplarının seçilmiş olmasından da anlayabiliyoruz. Moğollarla festivale merhaba demek, kapanışı Dumanla yapmak gerek.

Ve Festival Masalımıza gelincede;

Şehrin içinde çadır kurmanın anlamsızlığını kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz yıldız yağmuru anlatmaya başlar. Derin derin içinize çektiğiniz o mis gibi hava da cabası. Alan, o mistik çevrede ufak yürüyüşler yapmanıza izin verir. Uzun uzun kuyruklar, saçma sapan kapılar, gidiş dönüş yollarının rezilliğinden uzak... Gündüz hep beraber denize girildiğinden yüzler artık aşinadır. Yani festivalde yabancı kişi kalmamıştır artık. Şimdi bana kamp alanında zaten bu dediğin hep olur demeyin..Gülen, huzurlu insanların paylaşımları eminim ki daha farklıdır. Sahilde bizzat festival için gelmemiş insanlarda bu durumdan haberdar edilir ve asıl eğlencenin başlayacağı saatlere gelinir. İçki içmek ya da bulmak sorun değildir. Her şey insanların elinin altındadır. Fiyatlar mutluluğunuza zerre kadar zarar vermez... Ve sahne alan gruplar o kadar iyi seçilmiştir ki 5 dakika önce muhabbet ettiğiniz insanlar hadi bende bir iki şarkı söyleyeyim de neşemiz artsın modunda sahne alırlar. Ve müzik şöleni başlar...

Belki de bu festivali bu kadar mükemmel kılan şey doğala bu kadar yakın olabilmektir kim bilir. Ve masal huzura, müziğe doymuş bir sürü insanın çadırlarına dönmek istemeyen çığlıklarıyla son bulur.

Festival Habercisi - 5 , Eylül'de Neler Var?


Yaz sonuna yaklaşırken, festival sezonuda yavaştan kapanıyor. Bu yıl hala bir müzik festivaline katılmadıysanız. Bakınız elinizde ne tercihler kaldı...

9 – 10 Eylül, Rock Tatili Olympos Mini Fest:

Zeytinli Rock Festivali'yle başlayan ve bu yıl 6.sı yine Foça'da gerçekleşen Poem organizasyonun, Türkiye'nin en geniş katılımlı festivali, yaz sonunda mini bir festivalle yeni bir seri yakalayacak gibi duruyor. Son 10 yılda gençlerin önemli uğrak yerine dönüşmüş olan Olympos'ta gerçekleşecek olan festival Şeker Bayramı tatili için güzel bir alternatif olabilir.



Festivalin headline grupları ise,

cumartesi;
Ogün Şanlısoy, Moğollar, Luxus.

Pazar;
Duman, Marsis ve Paranoya.

Ayrıntılı bilgiler için;

ya da facebook'tan;


23 – 26 Eylül, PSYFILES - Journey to Lycia 2 (Open Air Full Moon Festival)


İlk olarak 2007 yılında Olympos'ta gerçekleşen Psyfiles – Journey to Lycia müzik festivali, bu yıl Fethiye Katrancı koylarında yine doğa harikası bir alanda denize nazır gerçekleşecek. İki sahnenin bulunacağı festivalde ana sahne ve chill-out sahnelerinde, yerli yabancı dj'lerin yanısıra Kara Güneş'in de yer alması dikkat çekiyor.

Ayrıca festival, "Görsel ve akustik algı değişikliği ve vizyon deneyimi" yaşatacağı konusunda iddialı duruyor. Benden söylemesi...



Ayrıntılı bilgiler için;

ya da facebook'tan;


27 Eylül – 3 Ekim, Back to Nature 2

Mind Manifest Project, yaz sonunda hem dinlendirici hem de hızlandırıcı, bir haftalık uzun süreli bir etkinlikle doğaseverleri çağırıyor. Geçen yıl Elemental Evoluton Festivali'nin gerçekleştiği alanda yani Eski Foça  - People Camping'de, ilk dört gün mütevazı bir ses sistemi, son üç gün ise güçlü ses sistemi ve live-dj'lerle samimi bir atmosfer yaratmak istiyor.
Bu etkinlikle ilgili duyuruya sonra tekrar değineceğim. Şimdilik ayrıntılı bilgi için facebook'tan;

Eylül ayının ılık havasında kendinize bir festival seçin... :)




.

Peki neden 12 Eylül?

Bundan 10 küsür yıl evvel entelektüel çevrelerce, siyasi polemiklerde; Tükiye'nin gözünün kör olduğu, geleceğe bodozlama ilerlediği söylenirdi. Adamların (Amerika'nın) 50 yıllık kalkınma planlarının olduğu, yatırımların ona göre yapıldığından dem vurulurdu. Bu durum özellikle Çiller'li, Yılmaz'lı, Akbulut'lu zamanlarda yani koalisyonla gelen ve ömürleri 1 yıl civarı olan iktidarlar zamanında daha bir belirginleşti. Yok abicim yok, bizimkilerde iş yok!

İşte tam bu zamanlarda noolduysa oldu. Öyle bir parti ortaya çıktıki klasik partilerin tozlu amblemlerine benzemeyen, fondotenli fotoğraflarla poz veren isimlerden kurulu, ismi bile bir garip, SHP,CHP,DSP, DP falan değil; farklı... AK Parti ya da geleneksel çağrılma biçimiyle AKP. Bu isim hem açıldığında diğer partiler gibi Adalet ve Kalkınma partisi oluyor ve hemde kapalıyken bile anlamlıydı. Yani ak'tı.

Birde ilk çıkışı sularında bir destan oynuyordu. Sanırsınki “milli tarih” derslerinde hikayelenen ve ezberletilen, doğu kolu hanıyla, batı kolu hakanın birlikteliği. İki gardaştan biri mazlum durumda... Herkes onu istiyor ama statükocu devlet (eskinin temsili olan CHP) onu içeri atıyor. Diğeri koltuğa geçiyor ama pek bir mahsun.

Efenm,
işte şiirden dolayı içeri giren, 2 ay yattıktan sonra dışarı çıkınca, diğeride garındaşını bağrına basıyor ve ödünç almış olduğu tüm halkça bilinen koltuğunu geri bırakıyor. Diğeride (sonraları anlıyoruz ki ) diğerine daha büyük koltuğu ikram edecekmiş. İşte yüce Türk milletinin hep hayalini kurduğu hikayelerdeki gibi bir siyasi kalite geliyor. Haşmetlülerimiz iş başında. Bu olay o kadar heyecan vericiki 367'ydi, 1 eksikti - 1 fazlaydı...

“Kasımpaşalılık” lümpen dilde ne ifade ediyorsa ve halkımız bu sıfatı ne kadarda seviyorsa (bkz Seda Sayan) yeni başbakanımızda tam bunun hakkını veriyor. Kasımpaşalı. Üstelik futbol oynuyor. Aaa şu işe bak! Bizim memleketin insanıda pek bir sever futbolu.

“Çalışmak, çalışmak, çalışmak” diyor. Herkes suspus. Nede olsa hem iman hemde ırk çalışmayı yüceltiyor. Emeklilik yaşı kendilerinden önce 42'ymiş olmaaaz, ölene kadar çalışmalı. Kim neden-nasıl hayır diyebilirki? Sosyal hak desen hööst komünist misin yoksa? Çünkü sosyal dedin!

Buna karşılık hayırsız, züppe evlat misali babadan kalan tüm malları satıveriyor. Özelleştirilmeli! Tüm dükkanları satıp işine devam ediyor. Ne işi kaldıysa artık?

Birde CHP var. SHP'den ayrılıp solculuk taslayan. Atatürk'ün partisi olduğu sürekli vurgulanıyor. Cumhuriyet sonrası eskide kalan ne varsa temsilcisi. Ecevit zamanları yani has solcu olduğu zamanlar ise yanlışlar yapılmış, CHP'nin kara lekesi. AKP ise değişim diyor o zamanlar. Sağla, sol yer değiştirmiş sanki! Başlıyor ekranda bir kedi köpek dalaşı. Bu partiler kuruluşlarından sonra çok geçmeden Ankara'ya iki koca bina dikiyorlar. Artık iktidar bu ikisinin elinde. Birkaç yıl geçmeden CHP dünya sosyalist birlikten de ayrılıyor. Hiç işi olmaz onlarla.

Akp değiştiriyor, -Chp'nin simgelediği ne varsa değiştiriyor.

Ekranlar bu ikisinden başka hiç bir şey göstermiyor. Herşey tartışılabilir oluyor ama bu iki kutup içinde. Bu paradigmanın dışına çıkabilecek herşey denetlenip, yasaklanıyor. Kontrol altına alınıyor. Neden? Ya Atatürk'e hakaret ya peygambere ya da Türk tipi aile...

Tezkereler sürekli yenileniyor. Tüm yetkiler artırılıyor. Ama tv'de demokrasi söylemleri gırla...

Yedi yıl evvel birsürü adalet sarayı inşaatına başlanıyor. Bitmek üzereyken hoop anayasa değişikliği. Nede güzel denk geldi. Zaten bizde yeni hukuk sistemine geçiyorduk, artık yeni saraylarda...

Bir dava başlıyorki dava süreci yeni oluşacak hukuk sistemi içinde ancak çözümlenmek üzere tasarlanmış, nasıl olsa değişecek ya anayasa...


Bir zamanlar partiler vardı, gücünü halktan alan. Şimdi ise koca binaları var halkın ancakveancak seyrettiği...

Bir zamanlar haberler vardı. Tatsız tuzsuz keyifsiz.. şimdi ise senaryoları o kadar güçlü ki seyretmeye doyamıyoruz.

Siyasal olaylar; geçmişimizden, toplumsal bilinçaltımızdan, bilişsel simgelerimizden esinlenerek hazırlanıyor, bize ise rastlanılara şaşırmak kalıyor.

Tabi şaka yapmıyorum...

Amerikan Drama Review'ın başındaki adam yani tiyatro alanındaki en yetkin isim olan ve yazıları son 30 yılda en çok alıntılanan Prof. Dr. Richard Schechner 1976 yılında bakınız nasıl bir matematik çıkarıyor.



Ona göre politikacı, aktivist, militan, terörist tiyatro tekniklerini kullanarak iş yapmaktadırlar. Mesela sonradan yazdığı haliyle, yeni yüzyılın en büyük gösterisini Usame Bin Laden 2001'de sahnelemiştir.


Haa ne diyeceğim işte. 12 Eylül darbesi ve anayasası, 30. yılında, tam da o günde bir referandumla değiştirilmek isteniyor.

Hadi yaa. Bak sen şu işe...

1982 yılında Baudrilard'nın söylediği haliyle; artık simülasyon çağına girdik. Tamamen edilgen biçimde seyredeceğimiz bir dünyanın içindeyiz. Ya da onun ifadesiyle gösterenle-gösterilenin yer değiştirdiği bir zamandayız.

Bizimde artık modern ülkeler gibi derin kalkınma planlarımız var, -şirketlerin güdümünde. Bu halka nasıl başbakan lazımsa öylesi ortaya çıkıyor. Uzun boylu mesela...

Oy falan veriyoruz ya hani bakmayın siz ona..

Bu seçimler tek bir şey için yapılıyor. O da reytinglerini ölçmek. Sandığa gidip her tarafımızdan bombardıman halinde gelen mesajları alıp almadığımızı ölçüyorlar. Tek baktıkları ise katılımlar... Katılım varsa, - “evet” veya “hayır” farketmez.

Ancak bu 12 Eylül tarihi başka bir şey daha gösteriyor. Katılımın gerçekten düşük çıkma olasılığından korkuluyor. Hatırlanırsa Dağlıca baskının olduğu gün bir seçim vardı. Buna benzer, Evet-Hayır... %67 katılım oranlı...

12 Eylül'ün tek bir anlamı var. Sansasyonel bir tarih. İlgi çekici. Cazip...

Politik aktörler ile dizi aktörleri arasında Hiçbir fark kalmadı! İnanmıyorsanız ekranınızda her iki show arasındaki çözünürlük farkına bakın. Aynı olduğunu göreceksiniz.


Muhabbetle...



Tablo: Richard Schechner, A Traditional Way of Spectating Now Part of the Avant-Garde, Performing Arts Journal, Vol. 1, No. 1 (Spring, 1976), pp. 8-19, syf 12

Festival Habercisi - 2

 Bu yazı 3 Temmuz tarihinde Yeşil Gazete'de yayımlanmıştır.

Yazı dizisine başlarken;



Müzik festivalleri -öteki.” yaşamdır. Başka türlü olmanın, normal toplumsal yasa ve yükümlülüklerden uzak bulunmanın, ciddiyetin çok çok ötesinde ve hatta ciddiyetle ilgisiz; gücünü “o an-orada” bulunan insanların organik iletişiminden alan, eğlencenin, dans etmenin, gülmenin yer aldığı, buna karşılık üretim ve kalkınmanın olmadığı geçici alanlardır. Woodstock’69 afişindeki gibi “3 gün boyunca barış ve müzik”in yer aldığı, devrim yapmak değilde “devrimin kendisi olma”nın alanlarıdır.




Müzik festivalleri, sıradan ya da rütin hayatlardan uzaklaşılan, üzerimizde baskı oluşturan her türlü iktidardan, kurulu düzenlerden, endüstriyalizmin insana sunduğu çark rolünden ayrı, geçici özgürlüğün kutlandığı alanlardır. Bu alanlarda tüm hiyerarşik rütbeler, ayrıcalıklar, normlar ve yasaklar askıya alınır. Normalde; kast, mülkiyet, meslek ve yaş bariyerleriyle birbirinden ayrılan insanlar arasında, yapılan etkinliğe has olarak özgür ve dostane bir ilişki biçimi egemen olur. “Başka bir dünya mümkün” söyleminden bahsediyorsak, festivallerde bu olgu yaşamaktadır. Bu yazı dizisi bu alanlardaki yaşantılara dikkat çekme kaygısı taşımaktadır.



Türkiye’de H2000 festivali ile tanıştığımız kamp yapılarak kalınan müzik festivallerinin sayısı her geçen gün artmaktadır. 2003 yılında başlayan Rock’n Coke Festivali ve bu festivale tepki olarak başlayan Barışarock Fesivali’nden bu yana hem Barışarock sonlandı ve hemde Rock’n Coke (bu yıl iptal edilmiş olması gibi) ayakta durmakta zorlanmaktadır. Buna karşılık her iki festivalde bu tarz organizasyonların gelişmesine ve sayılarının artmasına yol açmış gibi görünmektedir. Gerek geçen yıl gerekse bu yıl düzenlenmiş olan festivallerin sayısında, hep bahsedilen ekonomik krize rağmen çarpıcı bir artış gözlenmektedir. Bu anlamda, bu yazı dizisinin bir amacı da klasik medya aygıtlarının manipulasyonundan uzak, yalnızca sahne üzerine odaklanmayan, festivalin bir yaşam alanı olduğu sayıltısıyla, orada yaşananları bağımsız aktarmak ve farklı festivallerin birbirlerinden ayrılan yanlarını yeşil ilkeler ve ütopya üzerinden tasvir etmek içindir.




Shanti Tribe Open Air Fullmoon Psycadelic Party

Türkiye’de rock müzik festivali organizasyonları henüz yeni yeni başlamışken, geçtiğimiz günlerde, Köyceğiz Sandras Dağları’nda, 1700 m. yükseklikte gerçekleşen festival Türkiye’de pek aşina olunmayan goa müzik severlere hitap ediyordu. Önceki yazımda belirttiğim gibi daha önceleri küçük partiler düzenleyen gençlerin bugüne kadarki en kalabalık organizasyonuydu. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı festivalde rakam bizi yanıltmamalı çünkü herhangi bir reklam panosunda, tv’de, gazetede, afişi ya da haberi bulunmayan bir etkinlik için bu rakam aslında oldukça yüksek sayılabilir. Festival alanına ulaşmanın oldukça güç olduğunu da hatırlatmak gerekir. Eğer dev bir tüketim katedralinin, devasa sahnelerin, mümkün olduğunca şehir merkezine benzetilmeye çalışılan festival alanının ya da kendinizi evinizde hissetmenizi sağlamaya çalışan ticari rasyonalite yerine, doğal güzelliklerin büyüsüne kapılmak isterseniz goa müzik festivalleri bunun için birebir.

Kış aylarında karla kaplanan Sandras Dağları’nın, baharla birlikte eriyen suyuyla dolan krater gölünün etrafına konumlanmış olan festival alanı doğal haliyle bir kartpostalı andırmaktadır. Festivalde yalnızca krater gölü, dağlar, ağaçlar, dağçiçekleri ve çimenler gibi yeryüzüne ait doğal güzellikler değil bulutlar, güneş ve dolunaya yakın olmayla gökyüzüne ait güzelliklerin de tadı çıkarıldı.



Bu festival çoğunlukla organize edilen kitlesel müzik fesyivallerine göre oldukça farklı özelliklere sahipti. Bilet parası dışında hiçbir yükümlülük bulunmayan festivalde katılımcılar yiyecek içeceklerini dışarıdan getirebilmekteydi. Hergün akşam yakılacak ateş için odun toplanması, doğal pınarlardan su taşınması gibi işlerin bölüşülmesi ampirik komünal yaşamın izlerini taşımaktaydı. Bu sebeple katılımcıların kendisini “şirinler”e benzetmesi boşuna değildir. Çoğunlukla festivallerde yeme içme standları oldukça önemli yer tutmasına rağmen ve bundan kar edilmesine yönelik rekabetler oluşurken, bu festivalde bu olgular oldukça önemsizdi denebilir. Küçük bir köfteci, gözlemeci ve mutfak dışında yiyecek satışı yoktu. Yine buna benzer bir mobil minibüs, bar görevi görüyor ve çoğunlukla tüketilen bira buradan tedarik ediliyordu.

Festivale renklilik hakimdi. Bu renklilik kimi zaman rasta modeli saçlarda ya da pembe, mavi gibi pastel renklerin de yer aldığı saç modellerinde gözlenebilirdi. Bununla birlikte özellikle rainbow turlarından gelen katılımcıların oldukça eskimiş yırtık-pırtık tişört ve şortların da yer alması çeşitliliği artırıyordu. Vücutlara işlenmiş bol bol dövmeler, çeşitli takılar, bileklikler, kolyeler, bandanalar, şapkalar, otantik ve oldukça rahat kıyafetlerde de aynı renklilik vardı. Bu durum ise temelde giysilerin önemsizliğini vurgulamaktadır.

Üç günlük festivale bir gün önceden giden ve sonrasında iki gün daha orada kalanlar vardı. Bu sebeple festivalin altı gün sürdüğü de söylenebilir. Hatta bu yüzden iki ayrı festival vardı denebilir. Bunlardan birisi müzik henüz başlamamışken veya bittikten sonra yaşanan kamp yaşamı, diğeri ise müziğin başlaması ve hiç durmamasıyla yaşanan parti yaşamı.



Müziğin başlamasıyla birlikte tüm yaylayı dolduran ritimler, yapılan tüm işlere yansımaktaydı. Tüm işler dans ede ede yapılıyor, herkeste bir kıpırtı gözleniyordu. Ağaçlara vurulan lazer gösterileri ile ağaçlar canlanıyor, dekorlardaki fosforlu renkler geceyi aydınlatıyordu. Gece dolunayda, sabaha karşı sisli krater gölü eşliğinde, öğleye doğru güneş altında veya yağmur yağarken, hiç durmadan dans ediliyordu. Danslardaki özgürlük duygusu ise yalnızca hoplama, zıplama, tepinme dışında karnavalesk görüntüler yaratıyordu. Örneğin bir çam ağacı eşliğinde bornozuyla dans eden insanlar, ya da türlü kostümlerle gösteriler sunanlar, dans ve müziğin kuralsızlığını ve en eski doğasını yansıtıyordu. Dans pistinde müzik eşliğinde sek sek oynayanı bile gördüm.

Müziğin bitmesiyle festival sonrası alanda kalmaya devam eden, özellikle rainbow turlarından katılan insanların kendi müzik aletleriyle ateş başında yaptıkları müziklerle festival başka bir boyut kazanıyordu. Telli, vurmalı müzik aletleri yanında otantik müzik aletleri çeşitliliği artırıyor, esasında herkesin çalabileceği bir müzik aletinin olduğunu gösteriyordu. Bu festival bu haliyle edilgen biçimde izlenen değil aktif biçimde yaşanan özelliklere sahipti. Örneğin alanın her tarafında; gerek standlarda gerekse katılımcıların yanlarında getirdikleri, maharet gerektiren poi, üç top, labut veya türlü müzik aletleri bilenler tarafından sıklıkla oynanmakta, bilmeyenler tarafından ise denenmekteydi.


Müzisyenlerin “star” olmadığı dj setinden ayrıldıktan sonra festivaldeki insanlara karıştığı, organizasyonda görevli kişilerin katılımcılardan farksiz olduğu bu festivale ilişkin notlara bundan sonraki yazılarımda da değineceğim. Son olarak psycadelic müzik severler için 26 Temmuz – 1 Ağustos tarihleri arasında Sinop’ta gerçekleşecek festivali haber vermeden geçmeyelim. Mind Manifest Project’in düzenlediği Elemental Evolution isimli festival ilk olarak geçen yıl Foça’da düzenlenmiş ve oldukça başarılı geçmişti. Bu yıl daha güzel olacağa benziyor. Bilgi için facebook’tan Mind Manifest Project sayfasına bakabilirsiniz.

Son olarak ise festival katılımcılarının mutluluk seslerine yer veriyorum. Festivale katılmış kişiler şöyle söylüyor.

Erkan: Festivalde iki köpeğin birbirleriyle dalaşmasını gördükten sonra insanların diğer canlılara göre ne kadar bilinçli varlıklar olduğunu gördüm. Festivalde çıkan tek kavga iki köpeğin ufaktan dalaşmasıydı.

(Bu sözün üstüne Burcu ise şu yorumda bulunuyor.)

Burcu: Kurt köpeklerinin içgüdüsel bir şekilde birbirlerine herhangi nedenlerle saldırılarını izledikten sonra insanlarda, diğer canlılardan ayıran en birincil özellik olan bilinci ve farkındalığı tekrar gördüm. Bu kadar basit ve bu kadar karmaşıklığı da birarada tekrar gördüm insanda.

Tuğba : Sevgi, barış, birlik ve mutluluk dolu mükemmel bir festivaldi.

Burcu: Ne için yapılıyor bu festivaller? İzmir, İstanbul, Mersin, Ankara.. v.s.. Türkiye’nin dört bir yanından uzaklıklara aldırmadan kendilerini dağlara ormanlara yalnızca müzik yalnızca roleplay, yalnızca kampçılık için mi atıyor bu insanlar? Neyin peşinde olabilirler? Hepimizin farklı nedenleri olsa da detaylarda uzlaşılan konuları deşip çıkartarak birçok önyargıyı ortadan kaldırabilir. Belki de ortak bir şekilde peşinde koşulan şeylerden biriside bu. Doğu ile batı, eski ile yeni, var ve yok arasında sıkışıp kalınan bir boyutta sınırsızlığın özgürlüğün, çizilen sınırlarda, belirlenmiş ve kontrol altında haykırılışı. Aslında konu yasaklar ya da kurallarla ve bunlara karşı durmakta değil. Müzikle, resimle, mühendislerle, güneş panelleriyle sadece durarak, dansederek, izleyerek büyülenerek, “doğa” da (evrende) bizden önce varolanlarla uyum içinde yaşanılabileceğinin, bilinçli tüketim ve sınırsız üretimin harmonisi. Nirvanaya ulaşmayacağız belki ancak James Gleick “Kaos”’u okuduğumdan beri entropinin ve küçük değişimlerin, minik titreşimlerin büyük tabloda yapabileceği değişikliklere(etkilere) inanarak, toprakta özgürce dansediyor, içimden çıkan titreşimleri hissediyor, yaratıyorum, hayatın akışını takip ederek yaşıyorum ve bir kere daha gördüm ki “düşünce” gerçek güçtür.. ve fikirler katledilemez.

Orkun : Festivalde müzik ve gösteriler çok iyiydi.

Deniz : Tüm dostlarımla mucizevi bir doğada bulutuğum için kendimi şanslı hissediyorum. Varolupta yaşatılan her dakika her paylaşım festivalle bir bütün oldu. Çok eğlendim ve çok huzur buldum. Shanti shanti shanti (huzur barış huzur)

Ece : miyav,, miyav

Hasan : Booom bo lathe

Fulya : Büüyüük!

Ezgi : karınca kararınca,

yuvalarından çıkmış bizler

gene çok eğlendirdiler beni

en çok da ben eğlendirdim kendimi

ben çok rahatlayınca

içimdekini paylaştım.

Festival karınca böcük

dans eden ağaç

buharlardan göl rüyasıyla

ben ve herkes :)

* ilk üç fotoğraf Can Altuğ, 4. fotoğraf Cem Koçyiğit, 5. fotoğraf performans Şafak Yüreklik.

Yeşiller, Rock Müzik Festivallerinde...



Yeşiller Partisi kuruluşunun ikinci yılında sesini duyurmak, üye kazanmak ve ekoloji mücadelesine yönelik aktivist grup oluşturmak amacıyla, gençlik müzik festivalleri açılımı yapıyor. Bu yaz gerçekleşecek müzik festivallerinde, Yeşiller, hem katılımcı ve hemde kimi zaman standlarıyla yer alacak. Festivallerle ilgili haber ve duyuruları Yeşil Gazete'de görebilecek ve takip edebileceksiniz. Şimdi iki festival haberi.




Shanti Tribe Open Air Fullmoon Psychedelic Party:

25-28 Haziran tarihlerinde

Muğla'nın en yüksek dağı olan Köyceğiz'deki

Sandras Dağlarında gerçekleşecek.

Festival organizasyonundan konuştuğumuz Orhan, yaklaşık 5 yıldır, doğa harikası yerlerde, katılımcı sayısının 100-200 arasında değiştiği, küçük partiler düzenlediklerini, bu festivalin ise önceki yıllara göre daha çok talep olduğunu söylüyor. 4 gün boyunca Sandras zirvelerinde dolunaydan güneşe uzanan festival; doğa, müzik ve oradaki insanlarla “bir” olmak için oldukça cazip görünüyor.

Organizasyon alanı şöyle tanıtıyor: “Yaz günlerinde bile güneşin yakıcılığını tatlı bir serinlikle hafifleten havası, lezzetli pınarları, yemyeşil doğası ve masalları andıran ağaçları ile Sandras Gökçeova dansetmek ve hayal kurmak için ideal bir mekan.”

Masalsı güzellikteki alanda duyarlı olmak oldukça önemli. Doğa aşığı insanların buluşmasında, organizasyon bu konuya özel dikkat çekiyor. Festivale portatif kültablası götürmek ve hiçbir şekilde çöp bırakmamak gerekiyor. Havanın ve kaynak suyunun bedava olduğu festivale; şampuan, sabun ve bakım malzemesi gibi kimyasalların da götürülmemesi isteniyor.

İletişim

e-mail: shantitribe@hotmail.com
tel:+900535 234 82 99
:+900539 670 39 67


Mersin Ani-fest (Anti-nükleer festival)

“Rüzgar ol, güneş ol, nükleerden yana olma!”

2-3-4 Temmuz tarihlerinde

Mersin 68'liler Barış ve Kardeşlik Ormanı'nda gerçekleşecek.


Sinop ve Akkuyu'da yapılması planlanan nükleer santrallere karşı biraraya gelmek için düzenlenen “anti-nükleer” festival, kar amacı gütmüyor. İnisiyatifte herkes hiyerarşik yapılanmaya karşı ve gönüllülük esası ile bir araya gelmişler.

Festival şöyle sesleniyor. “Yeryüzündeki her türlü savaşa karşı yüreğimizde barışı besliyoruz, şiddetin her türüne, militarizme, milliyetçiliğe, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına, küresel adaletsizliğe, küresel iklim felaketine, nükleer santrallere, küresel sömürü şirketlerine, insan hakları gaspına, işkenceye ve açlığa karşı yüreklerimizde biriktirdiğimiz şarkılarımızı avazımız çıktığı kadar haykırmak için rock-fest düzenliyoruz. Bize dayatılan ama bize ait olmayan eşitsizlik ve adaletsizlik üzerine kurulan bu dünyayı reddediyoruz...”

Festivalde yer alacak grupların kesinleşen listesi aşağıdaki gibi..

* Taner Öngür & Serap Yağız (Etnik)
* Dar-Ül Efkar (Rock / Metal)
* Dembedem (Psychedelic / Folk)
* Grup İkra (Etnik)
* DPC Denge (Rap)
* Alatav (Sokak Müziği)
* Kabus (Alternative Rock)
* Grup Nena (Karadeniz Folk)
* Negatif (Alternatif Rock)
* Celt East (Celt Müziği)
* Poster-İti (Punk Rock)
* Hepyek (Rock / Metal)
* Iya Waves (Reggae)
* Black Star (Rock / Metal)
* Mic. Bomb (Anarko Rap / Deneysel)
* Bajar (Etnik)
* Seritana (Folk Rock / Blues)
* Son Irmak (Orkestra / Etnik)
* Malazlar (Crust / Hardcore)
* Siya Siyabend Underground [SSB-UG] (Sokak Müziği)


e-mail: iletisim@ani-fest.org
http://www.ani-fest.org
Festivallerle ilgili haberlere devam edeceğiz...
Ramazan Kaya